Özel Üniversiteyle Devlet Üniversitesi Arasındaki Fark

Türkiye’nin en çok takip edilen sosyal platformlarından Onedio geçtiğimiz günlerde “Özel Üniversite Öğrencilerine Devlet Üniversitesi Yemeği Yedirdik” isimli bir video paylaştı. Bunun üzerine özellikle twitter başta olmak üzere pek çok sosyal platformda devlet üniversitesi öğrencileri ile özel üniversite öğrencileri eğitim seviyesiyle ilgili tartışmaya girdi.

Öncelikle videoyu buraya bırakıyorum ve videodaki öğrencileri eleştirmememiz gerektiğini ve herkesin hayat tarzına saygı duymamız gerektiğini hatırlatıyorum;

Belirtmem gereken bir husus videodaki özel üniversite öğrencilerinin, uç tiplerden seçilmiş olması. Yani özel üniversitede okuyan öğrencilerin büyük çoğunluğu bu profile sahip değil. Bunu belirttikten sonra iki üniversite türü ile ilgili olarak genel izlenimlerime geçelim.

İki üniversite türünde de eğitim almış birisi olarak genel izlenimlerim şu şekilde;

Eğitim hayatım boyunca özelde daha fazla zorlandığımı ifade edebilirim. Bunun bir sebebi de ticari boyut olabilir. Ancak devletten devlete, özelden özele bile büyük farklar var. Mevzu özel ya da devlet olması değil kalitedir.

Eğitim kalitesi ile ilgili devletin yapması gereken; sırf üniversite açmak için devlet üniversitesi açmamak, tüm ihtiyaçlarını karşılamak ve özel üniversitelerin de eğitim düzeylerini denetleyen bir sistem kurmak olmalıdır. Ben devlet üniversitesinde kütüphane görmemiştim ne acı.

****

Bu noktada özelde okuyan öğrenciler için “parayı verip sınıf geçiyorlar” demek çok doğru olmaz. Çünkü asıl amacı kar elde etmek olan özel üniversiteler için her yaz okulu, her dönem uzatma ekstra gelir demek oluyor. Ayrıca bütünleme ya da yaz okuluna kalan öğrenci başına da hocaların para aldığı söyleniyor. Bu noktada aslında mantık tam tersi çalışıyor.

Yine de bu tanıma uygun, öğrenci sayısı pek fazla olmayan daha ufak çaplı özel üniversitelerin eğitim seviyesi araştırılabilir. Yüksek lisans eğitimi aldığım İstanbul Aydın Üniversitesinde üst düzey kariyere sahip hocalardan ders alma fırsatı buldum. Bence bu çok önemli bir detay.

Anadolu’nun 20.000 nüfuslü küçük bir ilçesinde (kasaba) aldığım lisans eğitimim boyunca ise pek kısıtlı imkanlara sahiptik. Eğitimle ilgili seminerler, konferanslara katılma şansımız pek yoktu. Daha mütevazı kariyerlere sahip olsa da idealist hocalarla çalışma fırsatı da bulduk elbette. Büyük üniversitelerin aksine hocalarımıza daha sık ulaşabiliyorduk. Bu gibi artıları da mevcuttu ancak ders geçmek gibi bir sıkıntı çok yaşadığımızı söyleyemem. Yukarıda da bahsettiğim gibi kütüphanemiz bile yoktu doğru dürüst. Kütüphane kültürüm yüksek lisans seviyesinde oluşmaya başladı. Gerçekten acı bir durum bu.

Ayrıca son günlerde getirilen bir kural ile belirli bir derecenin altında olan öğrencilerin hukuk gibi önemli bölümlere giremeyecek olması da doğru bir karardır benim gözümde.

****

Çok fazla detaya girdiğim taktirde bu konu çok fazla uzayacak olduğu için bu bölüm ile yazımı noktalayacağım. İstanbul Üniversitesi ile 2006 sonrası kurulmuş ve gelenek edinememiş bir devlet üniversitesi bir olmayacağı gibi, eğitime önem veren ve eğitmen kalitesi üst düzey olan bir özel üniversite ile tek binalı ve sıradan eğitmenlere sahip bir özel üniversite arasında büyük farklar var. Bu nedenle önemli olan üniversitenin devlet ya da özel olması değil verdiği kalitedir.

Öğrencilerine iyi eğitim imkanı sağladıktan sonra özel de olsa devlet de olsa üniversiteler arasında hiçbir fark yoktur. Aslolan öğrenciye kazandırılacak vasıflardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir